Navigator
Facebook
Search
Ads & Recent Photos
Recent Images
Random images
Welcome To Roj Bash Kurdistan 

For turkish knowers.

A place for discussion and exchanging ideas about Kurdistan issues here, also a place for sharing article & views and analysis about Kurdistan .

For turkish knowers.

PostAuthor: zurderer » Wed Feb 15, 2006 3:30 pm

http://www.zaman.com.tr/?bl=atesindustu ... &hn=256264

SAKİNE ARAT] Biz anaların suçu ne?


Onu Apo’nun İmralı’da tek başına kalmasını protesto için düzenlenen açlık grevinin beşinci gününde tanıdım.

Kendilerine “Barış anaları” diyen bir grup kadın, beyaz tülbentlerinin üzerine birer siyah bant takmış, minderlere oturmuş, konuklarıyla birlikte sohbet ediyor, ara sıra slogan atıp, türkü söylüyorlardı. Duvarlarda Apo’nun fotoğrafları vardı. Benim için rahatsız edici bir manzaraydı. Bir teröristi lider kabul etmelerine mi, anaların açlığı üzerinden politika yapılmasına mı yoksa yarattıkları bu manzara ile toplumu yanlarına çekeceklerine iteceklerini anlayamayışlarına mı yanayım diye düşünürken Sakine Arat ile göz göze geldik. 70 yaşlarında, pembe beyaz tenli bir kadındı. Öğle namazını kılmak için ayağa kalkmıştı. Sağ elinde siyah bir eldiven vardı. Erkeklerle tokalaştığında abdesti kaçmasın diye taktığını söyledi. Demek ki Şafi’ydi. Çok düzgün bir Türkçe ile konuşuyordu. Babası sürgündeyken Kütahya’da doğup büyüdüğünü, on üç yaşında Diyarbakır’a döndüğünü, on çocuğundan beşinin ölümünü gördüğünü, sadece evlat acısıyla değil koca sorumsuzluğu ve yoksullukla da ezildiğini öğrenecektim. Bir kızını küçükken kaybetmiş, üç oğlu terör örgütüne katılıp ölmüş, bir oğlu da trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

Zulümden, işkenceden ve evlat acısından bıktığını, artık ölümü istediğini söylerken açlıktan elleri titriyordu. “Analık en zor meslek. Haksızlıklara direnen evlatlarımız ya cezaevinde, ya dağda ya toprağın altında.” dedi. Siyasi fikirlerini paylaşmadığımı; ama hayat hikayesini dinlemek isteğimi söyledim.

Polis evde silah buldu

12 Eylül günlerinde Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan işkence olayları biliyorsunuz çok tartışıldı, PKK’nın palazlanmasının önemli nedenlerinden biri olarak gösterildi. Hasan Cemal’in Kürtler adlı kitabında Diyarbakır eski Ticaret Odası Başkanı Felat Cemiloğlu’nun ağzından anlattığı işkence olaylarına, dönemin sıkıyönetim komutanı Kemal Yamak da yazdığı anılar kitabıyla cevap verdi. Ben de şimdi Sakine ananın o dönemde yaşadıklarından bir kesiti kendi ağzından vereceğim. Anlattığına göre büyük oğlu Cemal 1978’de Zirai Donatım’da, diğer oğlu Tacettin DSİ’de işe girdi ve o günlerin sağ-sol kavgasında fikren sol cenahta yer aldılar. Bir gece evlerine baskın yapan polisler, çocuklar görmesin diye kışlık kuruttuğu dolmaların içine kaldırdığı, hiç kullanılmayan bir tabancayı buldular. Sakine ana korkudan “evet bizim tabancamız” diyemedi. “Benim” diye üstüne alan Tacettin’i götürdüler. 79’dan 82’ye kadar içeride kaldı. O üç yılda gördüğü işkenceleri sadece “tarifi mümkün değil” diye özetliyor ve sözü Sakine anaya bırakıyorum:

Diyarbakır Cezaevi’nde işkence

“Cezaevinden çıktıktan sonra, ‘Benim yerim artık dağdır. Çünkü benden evvel çıkanlar tekrar içeri alınıp 20’şer yıl yediler. Burada kalsam beni de içeri alırlar.’ dedi. O gitti Cemal’i aldılar içeriye. O da üç yıl içeride kaldı. 84’te Diyarbakır Cezaevi’nde yapılan işkenceler dayanılacak gibi değildi. Ölüm orucuna girdiler. 48 gün sonra askerî hastaneye kaldırıldı. Gittiğimde gözleri hiç görmüyor, kulakları da çok az işitiyordu. 11 yatak vardı. Hepsinin sadece minicik kafaları görünüyordu. Bedenleri erimişti. Dedim, oğlum niye böyle yaptın? Dedi, anne bir arkadaşımıza, af buyurun, cop kullandılar. Bağırsakları dışarı geldi. Getirdiler attılar ranzanın üstüne. Ranzadan düştü öldü. Biz de kapıya vurduk. Niye bu arkadaşımızı öldürdünüz diye. Bir salona su doldurdular. İçine deterjan döktüler. Bütün koğuşu anadan doğma soyup bizi o suyun içine koydular. Coplarla bize vurdular. Kayıp düşenler oldu, kafaları, kolları, ayakları kırıldı. Ben de düşüp bayılmışım. Gözümü açtığım zaman hani anne sen çamaşır yıkadığın zaman elin böyle büzük büzük oluyordu ya bütün vücudum o hale gelmişti. Elbiselerimi giydirip komutana götürdüler. Baktım yere af buyurun pislemişlerdi. Komutan bu dışkıyı yememi istedi. Sonra de ki ben bunu yiyorum, bir daha sizin sözünüzden çıkmıyorum. Sonra seni koğuşa götürsünler, sana yemek versinler. Dedim ki anne, Kürt’üm, bunu inkar edemem; ama benim bir şerefim var, ben b.k yemem.”

Sakine ana oğluna yemek getirmek istedi; ama iyileşmek aynı işkencelere yeniden dönmek olur diye reddetti oğlu. Annesinden Ankara’ya gidip Diyarbakır’da olup bitenleri TBMM’ye, başbakana, cumhurbaşkanına anlatmasını istedi. “Benim işim bitti; ama geride 800 kişi var. Sana yalvarıyorum git.” dedi. Sakine ananın yol parası yoktu. Dikiş dikerek eve bakıyordu. Kocası zamanını kumarla, içkiyle geçiriyordu. Cemal’in son arzusunu yerine getirebilmek için cezaevinin kapısında yere mendil serdi. Yol parasını denkleştirdi. Çocukları içeride olan dört kadınla beraber Ankara’ya gitti. Meclis’e, Başbakan Özal’a, Cumhurbaşkanı Evren’e birer dilekçe yazdı. Tabii kapıdan içeri almadılar onu. Bir Mardin milletvekili, “Dilekçeyi bana verin Başbakan’a iletirim. Söz senin söylediklerini kelimesi kelimesine ona anlatacağım.” dedi.

Sözünü de tuttu. Akşam, Sakine anayı kaldığı evde arayıp “Kulaklarını açıp dinlersen bir uçak sesi duyacaksın. Turgut Bey Diyarbakır’a gitti. Kendi gözüyle orada olup biteni görecek.” dedi.

Sakine ana Diyarbakır’ı aradı. “Evet, Turgut Bey burada” dediler. Cumhurbaşkanına da bir dilekçe vermek istiyordu. Bu arada aklına 7 yıl Diyarbakır’da kalan Yedinci Kolordu Komutanı Cemal Tural’dan yardım istemek geldi. Diyarbakır’dan gelen analarla ilgilenen Necdet Calp dedi ki: “Bacım o çoktan vefat etti. Fakat eşi Suna Hanım sağdır.” Suna Hanım’a telefon ettiler. Hemen Halkçı Parti’ye geldi, Sakine anayı dinledi ve “Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu. Niye böyle oldu? Ben Diyarbakır halkını tanıyorum. Bu kadar müşfik, bu kadar misafirperver insanlara niye böyle yapılıyor?” diye ağladı. İki saat uğraştı ve randevuyu aldı. Ertesi gün saat 13.00’te Evren Paşa anaları kabul edecekti. Bundan sonrasını Sakine ana anlatsın:

‘Söz vermiştim, ağlamadım’

“Bu arada Diyarbakır’dan telefon gelmiş, oğlum vefat etmiş. Bana söyleyemiyorlar. Herkes nefes bile almadan bana bakıyor. Ben de telaşa düşmüşüm, Kenan Evren’le konuşacağım diye. Nasıl anlatayım? Acaba beni anlar mı, anlamaz mı? Bu arada “her şey bitti” dedi biri. Anladım oğlum gitmişti. Koltukta oturuyordum. Kendimden geçtim. Kalbim sıkıştı. Gözüm karardı, dünya etrafımda dönmeye başladı. Oğlumla son görüşmemizi hatırladım. Demişti ki: ‘Bana ne olursa olsun ağlamayacaksın. Benden sonra kimse biz Cemal’in anasını ağlattık demesin. Bunun için senden söz istiyorum, ağlamayacaksın.’ Benden zorla söz aldı. Üç defa tekrarlattırdı. Şimdi ölüm haberiyle baygın haldeyken bu sözümü hatırladım. Odadakilerin hepsi ağlıyor. Sakine toparlan dedim kendime, sen verdiğin sözden hiç dönmedin. Sakın ağlama. Oğlunun vasiyetini kırma. Yutkundum, içeri aldım gözyaşlarımı, ciğerimi suladım. Arkadaşlara dedim ki benimki bitti, sizlerinki sağ olsun. Sizin ağlamaya hakkınız var. Ben söz vermişim, ağlamıyorum. Dilekçe de elimde. O sırada Suna Hanım geldi. Boynuma sarılıp öptü beni. Anacığım kaderde varmış, yapacak bir şey yok. Hadi Evren’le görüşmeye gidelim. Dedim ki, Suna Hanım ben bu halde Kenan Bey’le konuşursam ağlarım ve sözümü kırmış olurum. Onun için ben gelemeyeceğim. Sen bu dilekçeyi götür ver. Durumu da kendisine izah et. Ben bari gideyim de cenazeye yetişeyim dedim; ama ben varıncaya kadar on üç yaşındaki oğlum Murat tek başına abisini köye götürüp defnetmişti. Kimse yardımcı olmamıştı kendisine. Babası da yoktu ortalarda.

İki oğlunun ölüm haberini aldı

Ben artık taziyede oturdum mecburi. Evde üç küçük kaldı. Biri ortaokula, ikisi ilkokula gidiyor. Artık kendimi onlara verdim. Baba bizi tamamıyla bıraktı. Ben evde yokken evin bütün eşyasını satmış. Gitmiş otele yerleşmiş. Ben bir oda tuttum, dikişimi diktim ve çocuklarımı büyüttüm. İşte o cenazeyi götüren çocuk büyüdü. Askere yolladım. Tezkeresini aldı geldi. Bu arada babamdan kalan biraz toprak vardı, satıp bir ev almıştım. Onu satayım da, Murat’a bir dükkan alayım da içinde otursun, bize baksın derken dağdaki diğer abisinin ölüm haberini alıyor. Sene 1993. Halbuki çocuğum 86’da ölmüş ve biz yeni haber alıyoruz. Ve Murat da çekti gitti. Onun haberini de bu sene aldım. O da 96’da ölmüş...”

Sadece bir kesitini özet olarak aktardığım bu hikaye, insanların bir fikre ya da inanca bağlanmalarının ardında ne çok insanın payı olduğunu düşündürttü bana. Son olarak Sakine ananın asker analarıyla ilgili duygularını veriyorum:

“İki taraf birbiriyle çatışıyorsa biz anaların suçu ne? Güneydoğumuz batı gibi değil. Bizim insanımız çok doğuruyor. Memleketimizde on yıllarca okul açılmamış, kızlarımız okula gitmemiş. Analarımız bir kelime Türkçe bilmez. Konuşmasını bilmez. Oturup kalkmasını dahi zor bilirler. Vahşi insanlar gibi büyüdüler. Kocaları öl dese ölür, kal dese kalır. İnsanlarımız cahildir, yordam bilmezler. Çocuklar, haksızlıklara isyan ettikleri için bu yollara girdiler. Ve bu anaların yüreği yandı. Hâlâ da yanmaya devam ediyor. Analar açlık grevine giriyorlar, ölüm orucuna giriyorlar, elimizde kalanlar gitmesinler diye. Anaların bir oğlu dağa gidiyor, bir oğlu askere, diğer oğlu hapistedir. Kardeşler, amcaoğulları karşı karşıya geliyor. Birbirlerini öldürüyorlar. Artık bu son bulsun. Bizim acılarımız batıdaki analarının on mislidir.”





15.02.2006


Sorry I cant translate it english, maybe someone who know english better than me can translate it.

I am giving you more reason to hate turks. :wink:

zurderer
Ashna
Ashna
 
Posts: 937
Joined: Thu Feb 09, 2006 7:39 pm
Highscores: 0
Arcade winning challenges: 0
Has thanked: 0 time
Been thanked: 0 time

For turkish knowers.

Sponsor

Sponsor
 

PostAuthor: islamic~pride » Wed Feb 15, 2006 9:09 pm

why are you posting in Turkish in a Kurdish forum :? :? either get a translation into english or kurdish or just dont post :roll: even farsi would have been better than turkish, at least we can get the drift :lol:
User avatar
islamic~pride
Shermin
Shermin
 
Posts: 62
Joined: Sat Feb 11, 2006 10:41 pm
Highscores: 0
Arcade winning challenges: 0
Has thanked: 0 time
Been thanked: 0 time

PostAuthor: zurderer » Wed Feb 15, 2006 9:11 pm

haha I am waiting for other to translate. It is related with a woman who is mother of 3 terrorist.

zurderer
Ashna
Ashna
 
Posts: 937
Joined: Thu Feb 09, 2006 7:39 pm
Highscores: 0
Arcade winning challenges: 0
Has thanked: 0 time
Been thanked: 0 time

PostAuthor: islamic~pride » Wed Feb 15, 2006 9:17 pm

i doubt anyone can speak Turkish here :? cant u translate it into english, you do speak english :roll:
User avatar
islamic~pride
Shermin
Shermin
 
Posts: 62
Joined: Sat Feb 11, 2006 10:41 pm
Highscores: 0
Arcade winning challenges: 0
Has thanked: 0 time
Been thanked: 0 time

PostAuthor: zurderer » Wed Feb 15, 2006 9:21 pm

what about tom? his english is better than me.

Also I think diri will translate this article with great pleasure. :wink:

She is explaning how turkish police torture his sons.

zurderer
Ashna
Ashna
 
Posts: 937
Joined: Thu Feb 09, 2006 7:39 pm
Highscores: 0
Arcade winning challenges: 0
Has thanked: 0 time
Been thanked: 0 time

PostAuthor: Diri » Wed Feb 15, 2006 10:09 pm

zurderer wrote:what about tom? his english is better than me.

Also I think diri will translate this article with great pleasure. :wink:

She is explaning how turkish police torture his sons.


I don't have time...

I don't even have time to read it...

You basically told us what it's about... A mother describes and explains how her three sons came to be tortured by Turkish police... The brave men with the big guns...
Image
Image
User avatar
Diri
Shaswar
Shaswar
 
Posts: 6517
Joined: Thu May 12, 2005 11:59 am
Location: Norway
Highscores: 0
Arcade winning challenges: 0
Has thanked: 2 times
Been thanked: 10 times
Nationality: Kurd

PostAuthor: tomjez » Wed Feb 15, 2006 10:41 pm

i doubt anyone can speak Turkish here Confused cant u translate it into english, you do speak english Rolling Eyes


:) :) 20 millions of Kurds in northern kurdistan speak turkish for a good part of them!! and any PKK follower here speaks turkish better than kurdish anyway.

As for me I'm not fluent in turkish, and when I spend time with my dictionnary to translate a long article, it's because it seems interesting.
http://istanbuldakitom.blogspot.com/

NE MUTLU BRETON DIYENE

"whatever you know More, my idea is right" (anonymous)
User avatar
tomjez
Tuti
Tuti
 
Posts: 1323
Joined: Fri Aug 19, 2005 10:37 pm
Location: Breizh / Brittany
Highscores: 0
Arcade winning challenges: 0
Has thanked: 0 time
Been thanked: 0 time


Return to Kurdistan Debates, Articles and Analysis

Who is online

Registered users: Bing [Bot], Google [Bot]

x

#{title}

#{text}